Çocuk gibi

nese
Çocuktuk, hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Çocukça hayallerimiz vardı. Safça gülerdik herşeye. Baharda ilk kelebeği gördüğümüzde sevinç çığlıkları atardık. Abimiz okuldan şeker getirdiğinde bizden daha mutlusu yoktu. Annemiz bizi komşu teyze ziyaretine götürmeyip evde bıraktı diye bütün gün ağlamıştık hani. Oyunlar oynardık saatlerce, bitmeyen sonsuz hayaller kurardık. Düşer dizimizi kanatırdık. Söylenen her söze kanardık. "Çocuklardık, parlak yıldızlardık o zaman. " Çocuk kalmak, çocuk neşesi ile, çocuk saflığı ile dünyaya bakabilmek ne güzel...

"Bütün bunların anlamını hâlâ görmüyor musun, koca çocuk? Sen her yana bir parça çocuk çılgınlığı, bir parça çocuk neşesi taşıyabilmek için bir sürtük, bir serseri olduğunu hâlâ anlamıyor musun? Her yerde insanlar seni bu yüzden biraz sevmediler mi? Bu yüzden sana biraz takılmadılar mı? Bu yüzden sana minnet duymadılar mı? "
"Aslında bu da doğru" diye biraz sustuktan sonra yavaşça onayladı Knulp, "ama bütün bunlar eskidendi. Ben o zamanlar daha gençtim! Niçin bütün bunlardan hiç ders almadım, niçin doğru dürüst bir insan olmadım? Pekâlâ henüz vakit vardı."
Kar bir aralık durmuştu. Knulp bir saniye mola verdi, şapkasında, giysisinde biriken karları silkelemek istedi, ama yapamadı. Perişan ve yorgundu. Tanrı da şimdi çok yakınındaydı. Işıklı gözleri iri iri açılmış, güneş gibi parlıyordu.
"Eh artık hoşnut ol" dedi Tanrı, "yakınmanın ne yararı var? Bütün olup bitenler iyi ve doğruydu ve hiçbiri de başka türlü olamazdı. Bunu gerçekten göremiyor musun? Acaba şimdi bir beyefendi ya da bir sanatın ustası olmayı, karın ve çocukların olmasını, akşamları da evine gidip haftalık gazeteni okumayı ister miydin? Böyle olsaydı yine hemen oradan kaçıp ormanda tilkilerle uyumaya, kuşlara ökse kurmaya, kertenkeleleri evcilleştirmeye kalkışmayacak mıydın?"
Knulp yine yürümeye başladı. Yorgunluktan sallanıyordu; ama bunu hiç duyumsamıyordu. İçi adamakıllı ferahlamıştı ve Tanrı'nın söylediği şeylerin hepsine minnet duyarak hak veriyordu.
"Bak" dedi Tanrı, "ben seni olduğundan başka türlü kullanamazdım. Sen benim adıma gezip durdun, benim adıma bir yerde oturan insanlara bir parçacık özgürlük özlemi götürdün, benim adıma çılgınlıklar yaptın ve kendinle alay ettirdin; sende benimle alay edildi; sende ben sevildim. Sen benim çocuğumsun, kardeşimsin, benim bir parçamsın. Sen hiçbir şeyi bensiz tatmadın, hiçbir acıyı bensiz çekmedin. Hepsini ben de seninle birlikte yaşadım."
"Evet" dedi Knulp ve başını güçlükle salladı, "evet, öyle, aslında ben böyle olduğunu zaten biliyordum."
Şimdi karların içinde yatmış dinleniyordu. Bütün organları bütünüyle hafiflemişti ve yanan gözleri gülümsüyordu.
Birazcık uyumak için onları kapadığında, hâlâ Tanrı'nın sesinin konuştuğunu duyuyor, hâlâ onun aydınlık gözlerini görüyordu.
"Öyleyse artık yakınacak bir şey yok, değil mi?" diye sordu Tanrı'nın sesi.
"Hiçbir şey" diye yanıtladı Knulp ve utangaç utangaç gülümsedi.
"Her şey iyi, her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oldu, değil mi?"
"Evet" diye başını salladı Knulp, "her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oldu."
Hermann Hesse (http://www.kelepirkitap.com/kitapfiles/roman/hermannhesse/knulp.html)

Bu kocamanlar dünyasında çocuk kadınlar ve çocuk adamların canı bile çok acıyor. Bir kelebeğin kanatları buna ne kadar dayanabilir ki? Büyümek mi lazım? Savaşa devam etmek mi?
Yoksa kendi çocuğuna sahip olup o kaybetmek zorunda kaldığın neşeyi onun gözlerinde bulmak mı çaresi bu işin?

Powered by Blogger

   Ziyaretçilerim